Yanki emperyalizminin Venezuela’ya yönelik alçakça saldırıları, diğer şeylerin yanı sıra, Çin karşısında giderek yitirdiği Latin Amerika üzerindeki hâkimiyetini yeniden tesis etmeyi amaçlayan “Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi”nin hayata geçirilmesidir. Başka bir deyişle bu, kapitalizmin bugünkü evresinin yırtıcı doğasının - dünyanın yeniden paylaşımını ve ezilen ulusların boyunduruk altına alınmasını hedefleyen emperyalizmin - bir kez daha teyididir.
Venezuela halkının egemenliğine ve kendi kaderini tayin hakkına yönelen bu alçakça müdahale ve ihlal karşısında, komünistler ve tüm demokratik, ilerici güçler tek bir yumruk gibi birleşmeli; sokaklara çıkmalı ve kardeş ülkemize ya da bölgedeki herhangi bir ülkeye yönelebilecek her türden emperyalist saldırıya karşı silahlı direnişe hazırlanmalıdır.
Venezuela topraklarının savunulması şu anda haklı ve ilerici bir savaştır; bu nedenle yabancı işgale karşı direniş yalnızca bir hak değil, her devrimcinin en birincil görevidir.
Komünistler, işgalciyi püskürtmek için tüm vatansever, demokratik ve halkçı güçlerin en geniş eylem birliğini sağlamaya çağırmalıdır. Bu belirleyici anda proletarya, ulusal kurtuluş mücadelesinin ön saflarında yer almalıdır.
Komünistler, mutlak siyasal ve örgütsel bağımsızlıklarını koruyarak; burjuva milliyetçiliğiyle ya da işçi ve köylüleri kendi çıkarları uğruna kandırıp onların sırtından zenginleşen iktidardaki sosyal demokrasiyle aralarındaki farklılıkları unutmadan, bugün Amerika halklarının başlıca düşmanının ABD emperyalizmi olduğunu kavramalıdır.
İzlenecek taktik şudur: ayrı yürümek, ama mümkün olduğunda birlikte vurmak.
Hükümetin egemenliği savunmak için attığı her somut adım desteklenmeli; ancak herhangi bir tereddüt, düşmanla uzlaşma girişimi ya da ulusal savunmadaki her tür zayıflık acımasızca teşhir edilip kınanmalıdır.
Emperyalist güçler tarafından, Delcy Rodríguez gibi isimlerin başını çektiği iç hiziplerin şüpheli eylemsizliği sayesinde kolaylaştırılan Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun utanç verici biçimde ele geçirilmesi, “Bolivarcı burjuvazi”nin maskesini indiriyor. Meydanları “mutlak sadakat” ve “sarsılmaz egemenlik” nutuklarıyla doldururken, perde arkasında klikleri teslimiyet pazarlıkları yapıyor ya da bürokratik korkaklıklarıyla düşmanın evin mutfağına kadar girmesine göz yumuyorlardı. Bu, ulusal savunmanın, emperyalizmden çok silahlı halktan korkan bir kastın eline bırakılamayacağının kesin kanıtıdır.
Maduro’nun tek bir kurşun bile sıkılmadan götürülmesine izin vererek, “vatanseverliklerinin” yalnızca bir pazarlık kozu olduğunu göstermiş oldular.
Bugün yönetimin bazı kesimleri tereddüt ediyor ya da ihanete sapıyor olsa da, işgalin acımasızlığı yarın hükümetin veya ordunun kimi fraksiyonlarını gerçek bir çatışmaya girmeye; hatta salt hayatta kalma zorunluluğuyla kitlelere silah dağıtmaya zorlayabilir. Bu olasılık karşısında komünistlerin tutumu açıktır: işgalciye doğrultulan her tüfeği ve direnişin her somut adımını desteklemek; fakat bunu yalnızca o tüfekler gerçekten emperyalizme karşı savaştığı ölçüde yapmak.
Ancak kimse yanılmasın: askerî eyleme verilen bu destek, körü körüne siyasal güven anlamına gelmez. Ortak siperde bile komünistler, işçi sınıfı olarak mutlak siyasal ve örgütsel bağımsızlıklarını sarsılmaz biçimde korumalı; geçici müttefiklerini daima gözetleme, her türlü tutarsızlığı eleştirme hakkını saklı tutmalı ve ulusal burjuvazinin cesaret edebileceği sınırların ötesine geçerek devrimci mücadeleyi sonuna kadar götürmeye hazırlanmalıdır.
kaynak: https://colectivoavrora.blogspot.com/2026/01/no-la-intervencion-yanki-en-venezuela.html
çeviri: Enternasyonal Marksist-Leninist Archive
